|
1. HAFTA
ZİLLER KİMİN İÇİN ÇALIYOR!!
Değerli velilerimiz ve öğrencilerimiz., ‘Sevgiyle bilginin kucaklaştığı’ okulumuzdan hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum. Ben okulumuzun yeni psikolojik danışman ve rehber öğretmeni Merve Gümüşel. Yeni eğitim-öğretim yılımızı tebrik ediyorum.
Sonbahar çoğu zaman hüzün ve hazan sözcüklerini çağrıştırsa da, okullar için bu durum tam tersidir. Okulumuzun çocuk seslerine yeniden kavuştuğu bir mevsimdir sonbahar. Okulların açılmasına haftalar kala heyecan başlar. Bu heyecanı yalnız öğrenciler ve anne-babalar değil, öğretmenler de her yıl yeniden yaşarlar.
Tatlı bir telaştır okulların açılması. Bir yandan kitap, kırtasiye, ihtiyaçları gözden geçirilirken diğer yandan da kılık kıyafetler hazırlanır. Bu maddi hazırlıkların yanında bir de psikolojimizi hazırlama kısmı var. Uzunca bir tatilin sonrasında düzenli ve disiplinli geçmesi gereken yeni bir eğitim öğretim yılı başladı. Ödevler, dersler ilerleyen zamanlarda sınavlar derken yoğun bir tempo bizleri bekliyor. Peki alışabildik mi bu tempoya? Ya da sonbahar gerçekten bir hüzün ayı mı sizin için?
Hayatımıza giren her yenilik bizde bir strese yol açar. Yeni bir okul sezonuna başlamak da başlı başına alışma süreci isteyen bir durumdur. Kimileri bu süreci zorlanmadan atlatırken kimileri için bu süreç karın ağrılarına dönüşebilmektedir. Burada yapısal ve ruhsal farklılıklarımız ön plana çıkmakta. Ancak ihmal edilmemesi gereken küçük noktalar, alışma sürecimizin hızını etkilemektedir. Örneğin; bu dönem içerisinde alışmayı en çok hızlandıran etken, öğrenciye verilen aile desteğidir. Ailesinin kendisine anlayışla yaklaştığını bilmek her çocuğa güven verir. Onun bu süre zarfında zamana ve desteğe ihtiyacı olduğunun bilinciyle davranışlarımızı ayarlamamız gerekir. Derslerine birden adapte olmasını beklemek büyük bir haksızlıktır.
Alışma sürecini hızlandırabilecek faydalı bilgilerimize haftaya kaldığımız yerden devam edelim, hepinize esenlikler dilerim..
-------------------------------------------------------------------------
2. HAFTA
Geçen haftadan devam edelim.. **Hayatımıza giren yeniliklerin bir alışma süreci gerektirdiğinden ve okul temposuna alışma hızımızı nasıl artırabileceğimizden bahsediyorduk. Çocuklarımıza tatil sonrası nasıl davranmalıyız? **Gün boyu evinden ve ailesinden uzakta olmak zorunda kalan çocuğun, ihmal edilmişlik hissine kapılmamasına özen gösterilmeli. Sabahları mutlaka tüm ailenin kahvaltı başında buluşması sağlanmalı. Kahvaltı kişinin güne dirençle başlamasını sağlarken, tüm aile bireyleriyle yapılması ise güne mutlu başlanmasına vesile olacaktır. İyi günler dilekleriyle okula gelen çocuğun diğerlerinden farkı olacağına itimat edin. Aynı şekilde akşam yemeklerinde de kesinlikle tüm aile bir araya gelerek, muhabbetle yemek yemeli. Çocuğa gününün nasıl geçtiğinin sorulması ve arkasından vereceği cevabın önemsenerek dinlenmesi ve hatta onu destekleyici yorumlarla konuşmasına katkıda bulunulması, onun dünyasında büyük öneme sahiptir. Aile bireylerinin birbirinden kopuk ve habersiz olması çocuğun okuldan da kopuk olmasına sebep olacaktır. Bir derdi varsa ortak olun, çözüm arayışına birlikte gidin. Öğretmenleriyle de ne kadar irtibat halinde olursanız, çocuğunuzun dünyasına o kadar vakıf olabilirsiniz.
-------------------------------------------------------------------------
3.HAFTA
KAHVALTIMI YAPARIM, OKULUMA KOŞARIM!!
Servise yetişme telaşı, açlık hissetmeme, sabah erken kalkma problemi gibi nedenler maalesef bazen kahvaltıyı atlamamıza sebep olabiliyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki günün en önemli öğünüdür kahvaltı. Kahvaltı yapmamak kişide gerginliğe ve mutsuzluğa sebep oluyor.**
Uzmanlar, kahvaltı yapmadan okula giden çocuklarda uyuklama, algılama ve öğrenme zorluğu, konsantrasyon bozukluğu, halsizlik gibi kişiyi olumsuz etkileyen durumların gözlendiğini belirtiyor. Bunlar çocuğun dersi anlama, izleme ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bunun yanı sıra gergin olan çocuk, arkadaşlık ilişkilerinde de sıkıntı yaşıyor. Günün ilk öğününü atlayan çocuğun ayrıca, ders aralarında kantine koşma ve kalorisi yüksek ancak besin değeri düşük gıdaları fazla tüketmesi şişmanlık, diş çürükleri gibi hastalıklara da zemin hazırlıyor.**
Eğer sağlıklı yaşamak istiyorsanız, günlük enerji ve besin ihtiyacınızın dörtte birini kahvaltıda almak zorundasınız. Hele siz bir çocuksanız kahvaltıyı kesinlikle atlamamalısınız, sabah kalktığınızda tembellik yapmamalısınız. Çünkü vitamin ve mineral ihtiyacınızın önemli bir bölümünü kahvaltıda alıyorsunuz. Beynin temel ihtiyaçlarından glikoz da kahvaltı yoluyla elde ediliyor.**
Düzenli kahvaltı etmeye başlayan çocukların daha dikkatli ders dinlediği, matematikte daha yüksek notlar aldığı ve daha az psikolojik problemler ve davranış bozuklukları gösterdikleri saptanmış.**
Unutmayalım; çocuğumuzun kahvaltı alışkanlığı kazanması evdeki yetişkinlerin düzenli kahvaltı hazırlamasına ve yapmasına bağlıdır.
-------------------------------------------------------------------------
4. HAFTA
BEN HATIRLATMAZSAM ÇOCUĞUM ÖDEVLERİNİ ASLA YAPMIYOR DİYEN VELİLERE... Anne babalar çoğu zaman kendileri hatırlatmadan çocukların ödev yapmadıklarını, ödevlerin uzun sürmesinden diğer çalışmalara vakit kalmadığını veya çocukların ödevlerini baştan savma yaptıklarından şikâyet ederler. Peki ödev yapmanın çocukta alışkanlık haline gelmesi için neler yapılabilir?? Mesela çocuğa ödev ortamı hazırlanabilir. Çocuğun ödevlerini ne zaman yapacağı, ne kadar süreceği ve nerede yapacağı belli olursa çocuk ödevlerini yapmada üşengeç davranmaz. Çocuğun ödev yapma zamanında televizyon vs. açık olmamasına dikkat edilmesi gerekir. Eğer çocuğunuz ödevlerini özensiz sadece göstermelik yapıyorsa ödev için belirli bir süre belirlemek bu yanlış alışkanlıktan onu kurtarabilir. Çocuğa "Ne çabuk bitirdin?", "Hadi çabuk odana geç ödevlerini kontrol et." şeklinde sürekli uyarılarda bulunmak ödeve karşı soğukluk duymasına neden olur. Her hafta e-karnem kontrol edilip, ödevler öğrencinin görebileceği yere asılabilir. Ödev için gerekli malzemeleri önceden çocuğunuzla birlikte temin edebilir, ödevden önce masada hazır bulunmasını sağlayabilirsiniz. Siz olmadan ödevlerini yapmıyorsa, ödevlerini nasıl yapacağı konusunda önce yol gösterebilir, kendi başına yapması için süre belirleyebilirsiniz. Ayrıca ASLA onun yerine ödevlerini siz yapmayın. Ödev yapmadığında çocuğa hakaret etmeyin, aşağılayıcı sözlerle ceza vermeyin, tehdit etmeyin. Anne-babanın çocuğa gülümsemesi, onun çabasını övmesi çocuk için en büyük ödüldür. Bu yüzden ödevleri her zaman maddi bir ödüle bağlamayın. Küçük çocuklar en iyi oyunla öğrenirler. Ödevlerin içine biraz oyun katılabilir. Ödevin ne yarar sağladığı, ödev yapmasının neden gerekli olduğu çocuklara anlatılıp çocukların ödev yapmaya motive olmaları sağlanmalıdır. Ödevin önemli olduğunu zaten biliyor diyerek motivasyonu ihmal edilmemeli. Öğretmenleriyle irtibat halinde olarak çocuğun kişiliğine göre bir ders çalışma şekli planlanabilir. Sevmediği dersler üzerinde baskı oluşturmadan takip edilebilir.
-------------------------------------------------------------------------
5.HAFTA
İÇTEN SEVGİ..
Bir Profesör, sosyoloji dersi verdiği öğrencilerini, Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğun durumlarını araştırıp her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirmede bulunmalarını istemiş. Öğrencilerinin hemen hepsi, detaylı araştırmalardan sonra bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişler.
Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tevafuken bu çalışmayı bulur ve öğrencilerinden bu projeyi tamamlamalarını ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını ister. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışında 180çocuktan 176’sının muazzam bir başarı gösterip, avukat, doktor, mühendis ya da işadamı olduklarını ortaya çıkarırlar. Profesör bu sonuçtan çok etkilenir. Konuyu bizzat takip etmeye karar verir.
Birer yetişkin olan o çocukların hepsi aynı bölgede yaşadıkları için, her biriyle buluşup teker teker görüşmeye başlar.
‘O şartlarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna bu insanların verdikleri cevap hep aynıdır:
‘Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde”
Profesör, bu öğretmeni çok merak eder. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmeni bulması çok fazla zamanını almadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran yaşlı bir kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerinden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi:
“ Çok basit” dedi,“ Ben o çocukları sadece sevdim. Hem de çok sevdim.”
Sevgi her çocuğun ihtiyacıdır. İnsan yetiştirme gayesine sevgiyle ulaşılabileceğine inanan öğretmenler olarak bizler de öğrencilerimizi seviyoruz.. Sizlerinde çocuklarınızı çok sevdiğinizi biliyoruz ve bu sevgiyi onlara sözlerinizle ve beden dilinizle ifade etmenizi temenni ediyoruz..
-------------------------------------------------------------------------
6.HAFTA
“BİR TATLI İKLİM: BAYRAM GÜNLERİ”
Bayramlar herkes için özel günlerdir. Evlerin temizliği, alışveriş, tatlılar börekler derken bir tatlı telaş sarar etrafı.. Yalnız bu telaş içerisinde çocuklar ihmal edilmemeli, ayak altında dolaşan kişi haline getirilmemeli. Bilakis bayramın ruhunu doyasıya yaşamaları için fırsatlar tanınmalı, kendileri de bizzat bu heyecana ortak olmalı. Bayram alışverişine çocuklarınızla birlikte çıkabilir, ona alacağınız bayram kıyafetlerini, sunacağınız seçenekler içinden onun tercih etmesine müsaade edebilirsiniz. Bayram temizliğine, ikram hazırlamaya ve erzak alınımına yardımcı olmaları rica edilebilir. Yalnız bunu baskı ile değil teşvik ile sağlamaya çalışın. Akraba, dost ziyaretleri mutlaka çocuklarla yapılmalı, çocuklarda sohbetlere dahil edilmeli. El öpmeleri teşvik edilebilir. Bayrama fiziksel hazırlık kadar duygusal hazırlık da yapılması gerekir. Çocukların, kurbanın kesilişini görmesine asla izin verilmemelidir fakat yaşı ve kişilik özellikleri göz önünde bulundurularak kurbanla ilgili işlemlere dahil edilebilir. Çocuk, kurbanlık hayvanın canının acıyıp acımadığını sorarsa, ‘Senin saçından ufak bir tel koptuğunda nasıl canın acımıyorsa onun da canı acımıyor!' denilebilir. Biz insanlar başkalarına faydalı olduğumuzda nasıl mutlu oluyor isek kurbanlık hayvanların da insanlara yararlı olduklarında aynı şekilde mutlu oldukları söylenebilir. ‘Kasapların hayvanları çok iyi tanıdığından canlarını yakmadığı” söylenebilir. Bu konuşmalar esnasında ebeveynin mimiklerinin ve ses tonunun oldukça rahat olması gerekir. Hangi yaşta olursa olsun çocuklara mutlaka kurbanın sosyal boyutu anlatılmalıdır. Kurban ile birlikte insanların birbirleri ile yardımlaştıkları, ekonomik seviyesi düşük ailelerin bayram vesilesi ile “et” yiyebilip daha da sağlıklı olabildikleri üzerinde durulmalıdır. Ayrıca çocuk eğer kurban kesme günü veya ertesi günlerde et yemek istemezse zorlamayın. BAYRAMINIZ KUTLU VE MUTLU OLSUN, ESENLİKLER DİLERİM..
-------------------------------------------------------------------------
7.HAFTA
ÇOCUKLARIN ARKADAŞLARIYLA KAVGALARI
“Çocuğum arkadaşlarıyla devamlı kavga ediyor ve ya bunlardan etkileniyor. Ona nasıl yardımcı olabilirim?”
Ebeveynler olarak, çocuklarımızın arkadaşlarıyla kavga ettiklerinde incitmelerini, kabul edilmemelerini, dışlanmalarını izlemememiz zordur. Yine de bu da büyüme yaşantılarının bir parçası görünür. Kavga ettiklerinde fena bir şekilde acı çekiyor görünseler de genellikle yetişkinlerden çok daha çabuk geçiririler acılarını. Ebeveynlerin çocuklarını hayatlarında sorunlar yaşamasınlar diye korumaları gerektiğini düşünmeleri her zaman doğru bir düşünce değildir. Kurtarıcıyı oynamak yerine, izleyici, dinleyici, dinleyici ve ya koç olarak çocuklarına daha fazla yardım edebilirler. Bu şekilde çocuklar, yeni yollarla yaşamsal deneyimlerine karşı uğraş verebileceklerini ve hayatlarına devam ederken acıyla yaşayabileceklerini ve hayatlarına devam ederken acının geçeceğini öğrenirler.
Yalnız burada çocukların arkadaşlarıyla kavga etmeleriyle, zayıf duruma düşürülüp zorbalıklara maruz kalmaları arasında fark vardır. Eğer böyle bir durum oluyorsa, ebeveynler çocuklarının güvenle altından kalkma yetilerinin ötesinde olan durumların üstesinden gelebilmeleri için dışarıdan yardım almada veya kendileri yardım etmede aktif bir rol oynamalıdır.
Anne-Babaya Öneriler:
1. Asla arkadaşlarıyla olan problemlerini siz çözmeye çalışmayın. Direkt müdahale etmek yerine takip edin.
2.Çocuklarınızı kurtarmaya ya da sorunu çözmeye çalışmadan onları YARGILAMADAN dinleyin ve duygularını paylaşın.
3.Olayı dinlerken tek taraflı dinlediğinizi unutmayın, yorum yapmadan önce öğretmenine danışmayı ihmal etmeyin.
4.Çocuğunuza olan güveninizi gösterin. “Bunun seni incittiğini biliyorum canım ama eminim şu şekilde başa çıkabilirsin…” şeklinde yollar gösterin, doğru yolu kendisinin bulmasına fırsatlar tanıyın.
5.Yardım önerin. “Konuşmaya ihtiyaç duyarsan ya da öneri istersen bana her zaman bildirebilirsin, öğretmenlerine danışabilirsin.”
6.Çocuğunuza bir kurbanmış gibi davranmayın yoksa kendini bir kurban olarak görmeyi öğrenecektir.
7.Çocuğunuz bir arkadaşını görmek ve ya onunla oynamak istemezse onu kararında destekleyin ve aksi karar vermeye zorlamayın. Bu arkadaşıyla oynamak istememesinin haklı nedenleri olabilir.
8.Çocuğunuza “neden böyle bir olayın yaşanmış olabileceğini” düşünmesini isteyin.
9. Hiçbir kavgada kesinlikle hata tek taraflı değildir. Çocuğunuzun da hatalarını kabul edebilmeyi öğrenmesi gerekir.
10. “Kim suçlu?” arayışlarına girmek yerine çözüm arayışlarına girilmeli. Aksi durum çocukları yalana sevk edebilir.
-------------------------------------------------------------------------
8.HAFTA
Dikkatini Toplamakta Zorlandığını Düşündüğünüz Çocuklarınıza Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz? *Dikkatin dağılmasına neden olan ve konsantrasyon gücünü azaltan olumsuz dış etkenlerin azaltılmasını sağlayabilirsiniz. Buna çocuğunuzun odasından başlayabilirsiniz. *Özellikle sınava hazırlanma, ödev yapma, konuları tekrar etme gibi dikkat gerektiren faaliyetlere başlamadan önce, çocuğunuzun hedef belirlemesinde yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, çalışmalarından ne elde etmek istediğini, ne yapacağını ve ne kadar sürede gerçekleştireceğini sorarak bunu sağlayabilirsiniz. *Çalışmaya başlamakta güçlük çekiyorsa, yapacağı çalışmalar hakkında konuşmanız; onun kaygılarını, endişelerini anlamanıza yardımcı olacaktır. Neyi, ne zaman ve nasıl yapacağı konuşulmuş ve planlanmış bir çocuğun verimi artacaktır. *Ders yükü arttıkça, çalışılacak süre uzadıkça çocukların dikkat ve konsantrasyon güçleri zayıflayacaktır. Bunun için çocuğunuzun planlama becerisi kazanmasına yardımcı olabilirsiniz. *Çocuktaki dikkat ve konsantrasyona ilişkin olumlu gelişmeleri fark edebilir ve bunu onunla paylaşabilirsiniz. * İstediği ve tercih ettiği durumlarda dikkatini toplayabiliyorsa (oyun, televizyon gibi) diğer alanlarda da (ders çalışma, kitap okuma) bunu yapabileceğini kendisine hatırlatabilirsiniz. * Çocuğunuzun yapması gereken alanlarla ilgili olarak, olumlu düşünceler edinmesine yardımcı olabilirsiniz. *Konsantrasyonun temeli, birden çok şeyi bir arada yapmak yerine, tek bir şeyle ilgilenmek, aynı anda tek iş yapmak, tek bir konuyla ilgilenmektir. Onu bu yönde davranması için teşvik edebilirsiniz. *Dikkati güçlendirme setleri temin ederek, ödev yapar tarzdan ziyade, bulmaca çözme ve eğlenme şeklinde etkinlikler yapabilirsiniz. Bu tarz zihin egzersizlerinin dikkati toplama ve konsantrasyonu artırma konusunda çok fayda sağladığı bilinmektedir. *Okuduğu yazıda yer alan “b,c,d,g” harflerini işaretlemesini önerebilirsiniz. *“farklılıkların bulunması”, “kelime avcılığı”, “sayı avcılığı” gibi bulmacalarla ilgilenmesini özendirebilirsiniz. *Yaşına uygun puzzle tarzı etkinliklerle ilgilenmesini teşvik edebilirsiniz. *Çocuğunuzla açık ve etkili iletişimler kurarak onun duygusal açıdan rahatlamasını sağlayabilirsiniz. *Kitap okumaya teşvik edebilirsiniz, öncelikle kısa hikayeler içeren kitaplarla başlayabilir, odaklanma süresi arttıkça okuyacağı kitabın içeriğini değiştirebilirsiniz. *Çocuğun neler öğrendiğini sık sık kontrol edebilirsiniz. Dikkat Eksikliği olan çocuklar için bu tür kontroller çok yararlıdır; çalışmaya devam eder, kendilerinden neler beklendiğini bilir, hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını gözlemleyebilir ve cesaretlenirler. *Büyük projeleri, küçük ve bitirilmesi kolay parçalara bölün. Bu kural, Dikkat Eksikliği olan çocukların öğrenimlerindeki en hayati kuraldır. Büyük projeler bu öğrencileri hemen yıldırır ve "Ben bunu bitirmeyi asla başaramam" demelerine neden olur. Bu çocuklar genellikle sandıklarından daha fazlasını başarabilirler. *EN ÖNEMLİSİ tv, internet ve cep telefonu kullanımı ve zararları konusunda bilinçlendirip, sınırlamalar getirebilirsiniz. Televizyon ve internet dikkat dağınıklığını artırmaktadır.
-------------------------------------------------------------------------
9.HAFTA
ANASINIFLARI VE 1.SINIFLAR
BENİ ANLIYOR MUSUN?
Çocukların genel davranış özelliklerini tanımak, onların dünyalarına inmek anne-babaların üzerinde durması gereken bir mevzudur. Anne-baba, çocuklarını eğitirken öncelikle gelişim evrelerini bilmeli ve çocuklarının içinde bulunduğu gelişim dönemini tanımalıdır. Çocuğunu tanımayan ebeveynin onu anlaması, davranışlarına anlam verebilmesi çok zordur. Kişiliğin oluşumu yönünden önem taşıyan 2–7 yaş arası, çocuk gelişiminin hızla yönlendiği kritik yıllardır.. Araştırmalar çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır. Benmerkezci bir düşünce yapısına sahip olan 2-7 yaş çocuğu kendisini dünyanın merkezi gibi görür. Kendi bildiğinin herkes tarafından bilindiğini sanır ve bir olayı başkasının bakış açısından değerlendiremez. Örneğin bu dönemdeki çocuk, telefonla konuşurken elindeki nesneyi karşı tarafın gördüğünü düşünür. Annesini rüyasında görse aynı şekilde annesinin de kendisini rüyasında gördüğünü, sevdiği oyuncağı herkesin sevdiğini ve kırmızı ayakkabısının onun olduğunu herkesin bildiğini sanır. Çocuk bir olayı başkalarının bakış açısından göremediği için başkalarının duygularını ve ihtiyaçlarını fark etmekte güçlük çeker. Bu özelliğe paralel olarak dil alanında da kendi kendine konuşma görülmektedir. Gelecek haftaki yazımızda da gelişim dönemlerini tanımlamaya devam edeceğiz. Huzurla kalın..
DİĞER SINIFLAR
AŞIRI KAYGI, VERİM KAYBI!
Birçoğumuz sınavlardan önce ve sınav sırasında gerginlik ve heyecan hissederiz. Bu, beklenilen bir duygudur. Biraz kaygı sınava hazırlanmak için gereklidir ve bizi motive eder yani harekete geçirir. Ancak bu kaygı aşırı yoğun ve sürekli hale geldiğinde olumsuz belirtilere ve sonuçlara yol açarak başarısızlığa neden olur. Sınav Kaygısının Nedenleri Nelerdir? *Yeterince çalışmamış olmak. Sınava yeterince hazırlanamadıysanız, geç başlamış, konular yetiştirilememişse, yeterli tekrar yapılmamış, test çözülmemişse..*Zamanı yeterli ve iyi kullanamamak *Uykusuzluk, yeterince dinlenememek * Yanlış beslenme *Yeterli çalıştığı halde ‘kazanamazsam, hastalanırsam, sorular kesin çok zor çıkar’ gibi olmadan olacağa yönelik ihtimal içeren olumsuz inanç ve düşünceler *Ailenin, çevrenin ve kendisinin beklentileri, yüklenen sorumluluklar.. şeklinde sıralanabilir. Sınav Kaygısıyla Başa Çıkmak İçin Öneriler: *Öncelikle kaygınızın nedenini tespit ederek, onu ortadan kaldırmaya çalışın (olumsuz iç konuşmalar gibi) *Haftalık ve günlük çalışma programı yapın. Programınızın olması hangi konuya çalışacağınızı bilmeniz anlamına gelir. Bu da kaygıyı azaltır. *Molalarınızı da planlayın. *Düzenli uyuyun. Günde en az 7-8 saat uyumanız gerekir. *Kaygı ile başa çıkmada doğru ve dengeli beslenme çok önemlidir. Hazır gıdalar kaygıyı arttırır. Protein ağırlıklı et, süt, yumurta, baklagiller, sebze, bol meyve tüketmeye dikkat edin, bol su için. *Pozitif düşünün. Olumlu düşünmenin gücü, kaygıyı kontrol eder ve azaltır. *Kendinizi sadece kendinizle karşılaştırın. *Gereklilik içeren cümleler yerine ‘–e bilirimli’ cümleler ile düşünmeye özen gösterin. ‘Yapmam gerek yerine yapabilirim’ gibi *Gevşeme egzersizi yapın. Nefes egzersizi yaparak bedeninizi ve zihninizi gevşetin, beden gevşekse zihin daha iyi çalışır. Dikkatin bittiğini hissettiğiniz anda nefes egzersizi yapın *En önemlisi; kendinize güvenin.. Sınavlarınızda başarılar dilerim..
-------------------------------------------------------------------------
10.HAFTA
ANA-1’LER
GELİŞİM ÖZELLİKLERİ: Çocukların gelişim dönemlerinin özelliklerini paylaşmaya kaldığımız yerden devam edelim: 5-7 yaş dönemi çocukları; *Çok konuşur, dili hiç durmaz *Neden, niçin, nasıl gibi ayrıntılı açıklama isteyen sorular sorar *Anlamsız kelime dizilerinden kendi kendine tekerlemeler uydurur ve söyler *Hikâyeler anlatır ve abartır. *Fazla yardım görmeden elbiselerini kendi kendisine giyebilir *Yemeğini kendi kendisine dökmeden yiyebilir. *Bardağa su koyabilir. *Çok hareketlidir ve hareketlerinde koordinasyon vardır. *Renkleri ayırt eder, ana renklerin isimlerini kullanır. *Başladığı bir işi yarım bırakabilir. *Büyük küçük kavramlarını tanır ancak ‘orta’ yı tam ayıramaz. *Masal dinlemeyi sever. *Bu dönemdeki bir çocuğa “Aslan Ahmet” derseniz, o Ahmet’in gerçekten aslan olduğunu düşünebilir. Hayal dünyasında bunu farklı kurgulayabilir. Çünkü bu yaşta çocuk soyut düşünemez. Mantıksal düşünme gelişmemiştir. *Çocuk nesnelerin görünüşünün etkisi altındadır. *Söylenenlere inanır ve harfiyen uyar. Belleği çok güçlüdür *İstekleri hiç bitmez. İstekleri, çoğunlukla ille de o anda olmasını istediği şeylerdir. *Günlük yaşamı canlı biçimde oyununa aktarır. * Çocuk yeni kavramlar peşindedir. Çizdiği ya da canlandırdığı simgeler sürekli değişmektedir. Örneğin bugün çizdiği insan, ev, ağaç figürleri ertesi gün değişebilir. *Oyunlarda kız-erkek ayrımı görülmeye başlar. Grup oyunlarına istek artmıştır. *Şekilleri tanır eşleştirebilir. *Kitapta resim boyamayı ve resim yapmayı sever. *Kendi görüş açısından sağ ve sol tarafını ayırt edebilir; ancak, diğer bir kişinin sağ ve sol kolunu göstermekte güçlük çeker. *Basit alış verişleri rahatlıkla yapabilir; paraları tanır. *Geçmiş, şimdi ve gelecek zaman kavramları, kaba bir biçimde, şekillenmeye başlar.
-------------------------------------------------------------------------
11. HAFTA
BAYAN SİZ ZENGİN MİSİNİZ? “Üstlerine küçük gelen yırtık pırtık mantolar giymiş iki çocuk, birbirlerine sokulmuş dış kapının önünde duruyorlardı. "Kullanılmış kağıt var mı bayan?" Meşguldüm. Yok deyip onları başımdan savmak istiyordum ama o sırada gözüm ayakkabılarına ilişti. Etraf karla kaplanmış ama onlar ince sandaletlerden giymişlerdi. "içeri girin, size bir fincan sıcak çay yapayım" dedim. Bir şey demediler. Islak sandaletleri şöminenin önünde izler bırakarak içeri geçtiler. Dışarıdaki soğuğa karşı biraz kendilerini toparlamaları için onlara çay ile reçelli ekmek verdim. Sonra mutfağa geri döndüm. Odadan hiç ses gelmemesi dikkatimi çekti. İçeri baktım. Kız, boş çay fincanını iki elinin arasında tutmuş, içine bakıyordu. Oğlan, düz bir sesle sordu: "Bayan siz zengin misiniz?" Kanepelerin eskimiş kılıflarına baktım. "Zengin olmak mi, hayır tabii ki zengin değilim" dedim. Kız fincanını dikkatle tabağına yerleştirdi. "Fincanlarınızla tabaklarınız takım da" dedi. Düz mavi seramik fincanlar ve tabakları takımdılar. Mutfağa geri döndüm pişen patateslere baktım Patatesler, başımızı sokacak bir ev, okula giden çocuklarım, mutlu bir hayatim. Bunlarda bir takımdı. Ve galiba gerçekten zengindim.” Her anne-baba çocuğunun paylaşmayı bilen, yardımsever bir insan olmasını ister. Peki sadece istemek yeterli mi? Hayır. Çocuklara bu güzel duyguları öğretebilmek ailenin tutum ve davranışlarına bağlı. Bu duyguları hayat tarzımız haline getirmek, çevremize olan duyarlılığımız ve yardıma ihtiyaç duyanlara karşı bizim kayıtsız kalmamamız çocuklarımıza yansıyacaktır. En önemlisi de elimizdeki ‘takımların’ farkına vararak zenginliklerimizi görebilmemiz.. (değerli velilerimiz, geçen hafta teknik hatalardan dolayı eksik çıkan yazımızın tamamını sizlerle paylaşmak istedim.)
-------------------------------------------------------------------------
12. HAFTA
ÇOCUĞUNUN OKUL BAŞARISI İÇİN VELİLERE ÖNERİLER:*Sorumluluk duygusunu artırmaya çalışın, onun sorumluluklarını üstlenmek yerine, yaşına uygun sorumlulukları yerine getirmesi için fırsatlar tanıyın.*Başarılı olmuş kişileri ona sevdirin fakat karşılaştırma yapmayın.*Kendine güvenmesini sağlayın.*Ondan yapamayacağı şeyleri istemeyin.*Ona yaşından küçükmüş ya da büyükmüş gibi davranmayın.*Onunla birlikte vakit geçirin, kendini ifade etmesine müsaade edin.*Uygun olmayan arkadaşlarını onunla, kızmadan konuşun.*Ders için yeterli vakit ayırmasına yardımcı olun.*Başarılarını övün.*Ona cesaret verin.*Başarısızlıklarını konuşarak, birlikte çözüm arayın.*Öğretmenleri ile iletişiminizi sıklaştırın.*Öğretmenlerinin onun hakkındaki önerilerini dikkate alın, öğretmenlerini onun yanında eleştirmeyin.*Düzenli ve programlı olmasına yardımcı olun.*Onun gözündeki stres faktörlerini küçümsemeyin.*Aile içi huzuru ve güveni ona hissettirin.*Kapasitesinin üzerinde beklentilere girmeyin.*Derslerini ezbere değil, mantığını kavrayarak yapma konusunda teşvik edin.*Derslerine engel olan isteklerine uygun şekilde sınırlama getirin.*Kabiliyetlerini keşfederek, geliştirmesini sağlayın.*Birlikte geçirdiğiniz vakitlerde ona olan ilginizi ve şefkatinizi göstermekten çekinmeyin.*Uyku düzenine dikkat edin.*Belli aralıklarla ders durumu hakkında birlikte değerlendirme yapın.*Hobiler edinmesi hususunda imkanlar sunun.*Her zaman için ona olan sevginizin eksilmeyeceğini hissettirin. Siz sevginizden şüphe etmeseniz de ona belli etmedikçe çocuk emin olamaz.*Anne ve babadan yalnız birinin desteğinin yeterli gelmeyeceğini, çocuğun her iki ebeveynin desteğine ihtiyacının olduğunu unutmayın.
-------------------------------------------------------------------------
13.HAFTA
ANASNFI-1-2-3. SINIFLAR
ÇOCUKLA İLETİŞİM: Çocuklarla iletişim onların duygularını ve düşüncelerini dile getirmeye yardımcı olur.
Çocuklar konuşurken duygularını tam olarak ifade edemezler, ancak bizim kendilerini anlamamızı beklerler. Bu nedenle çocuklarla konuşurken onu ilgi ile dinleyip duygularını anladığımızı belirtmemiz gerekir. Çocuklarla iletişimde bizim rolümüz ona duygularını yansıtan bir ayna görevi yapmaktır. Duygusal ayna olarak görevimiz duyguları olduğu gibi yansıtmaktır. “Çok kızgın görünüyorsun”, “çok üşümüşsün” gibi sözlerle duygularını yansıtarak, çocuğa kendisini düzeltme ve değiştirme olanağı sağlarız. Çocuklarla iletişimde övgü ve eleştirinin önemli bir yeri vardır. Övgülerimiz çocuğun gayretini, başarısını, yardımını beğendiğimizi açıkça belli etmelidir. Örneğin; yatağını düzelten bir çocuğa annenin övgüsü “sen çok iyi bir çocuksun” yerine “yatağın çok güzel oldu teşekkür ederim” şeklinde olmalıdır. Çocukların kişiliği hakkındaki olumsuzluklara değil, yanlış davranışlarına eleştiri yöneltilmelidir. Eleştiri yaparken çocukların kişiliğine yönelik olumsuz sözler onları tahmin edebileceğimizden çok daha fazla etkiler. Çocukların davranışlarını sınırlarken kabul edilmeyen davranışın ne olduğu, onun yerini neyin alacağı açıkça belirtilmelidir. Örneğin; oyuncağını atmak isteyen bir çocuğa oyuncağı değil, topu yere atması söylenebilir. Sınır konurken kısa ve kişisel olmayan ifadeler kullanıldığında, çocuk tarafından daha kolay kabul edilir. Örneğin; “artık ona bağırma” yerine “birbirinize bağırmak yok” gibi kişisel olmayan ifadeler kullanılmalıdır. Bir diğer kural da olumsuz ifadeler yerine olumlu ifadelerin tercih edilmesidir. Örneğin; “Sandalyeye çıkma” yerine “sandalyeler oturmak içindir” sözü tercih edilmelidir.
DİĞER ŞUBELER
DİKKAT, DİKKAT!! Bir şeyi öğrenmek için gösterilen zihinsel çabaya dikkat diyoruz. Dikkati konu üzerinde toplamadan çalışmada direnmek boşuna zaman kaybıdır. Çünkü dikkat olmadan öğrenme olmaz. Dikkat doğuştan değil alıştırmalar ile kazanılan ve geliştirilen bir alışkanlıktır. Dikkat süresi her birey için ayrıdır. Kısa süreli de olsa dikkatli bir çalışma saatlerce süren dikkatsiz bir çalışmadan daha verimlidir. Çalışmada dikkat dağıtan etkenler: *Önemsiz soruların ve hayallerin zihni meşgul etmesi. *Duygusal sorunların olması *Çalışırken gereksiz ayrıntılara takılma. *Ortamın çok gürültülü olması *Çalışmaya olan önyargı ve isteksizlik *Bilgilerin karışık ve sistemsiz öğrenilmeye çalışılması. Dikkat toplama yöntemleri: *Çalışmak için ilk önce gerekli kararları vermelisiniz: Hangi ders daha önce çalışılacak, hangi yöntemlerle çalışılacak vb. sorulara cevap bulduktan sonra çalışmaya başlayın. *Çalışma öncesi hem vücut hem zihin olarak yeterince dinlenmiş olun. *Çalışma amacınızı belirleyin. Çalışırken bir amacınız varsa derslerinizi daha iyi benimseyip dikkatinizi daha kolay yoğunlaştırabilirsiniz. *Çalışacağınız konuya merak ve istek duyun, bilgi öğreniyor olmanın verdiği heyecanı özümseyin. *Çalışma ortamınızı düzenleyin, dikkatinizi dağıtacak her şeyi kaldırın. Sessiz bir odada masanızın başında müzik dinlemeden çalışarak dikkatinizi toplayabilirsiniz. *Planlı ve sistemli çalışın. *Öğrenme ve başarma duygusunu tatma, dikkati toplamaya yardımcı olacaktır. *Kendinize güvenin. Kendine güven duygusu aynı zamanda güçlü bir iradeyi ve kararlılığı gerektirir. Bu kararlılık canınız çalışmak istemese de kendinizi çalışmaya zorlar.
-------------------------------------------------------------------------
14. HAFTA
NEYMİŞ BU İNTERNET?
Geçen hafta karnelerin yanında vermiş olduğumuz televizyon, internet ve telefon kullanımı ile ilgili broşürün elinize ulaştığını ümit ederek internet kullanımı konusuna buradan da devam edelim. İnternet, bugün bilgilenme, işlem yürütme, haberleşme, eğitim ve eğlence fonksiyonlarıyla hayatımızın önemli bir parçası olmuştur. Ancak çocukların bilgisayar başında geçirdiği saatler artarken, hayatın diğer alanlarına ayırdıkları zaman azalıyor. Hatta bazen dış dünyayla ilişki kurmaktansa bilgisayar ekranına kilitlenmeyi tercih edebiliyorlar. Buna engel olmak için bilgisayarı toptan yasaklamanın bir yararı yok. Aksine sizin haberinizin olmadığı ortamlarda daha bilinçsiz kullanmasına sebep olabilirsiniz. Bunun yerine bilgisayarı yetişkinlerin takip edebilecekleri ortak kullanım alanlarına koymak daha etkili. Herkese bir bilgisayar yerine tüm ailenin aynı bilgisayarı paylaşması da sınırlama açısından yararlı. Çocuklarla bilgisayar ve internet konusunda sohbet edilmeli, burada okudukları ya da gördüklerinin yanlış olabileceği, bilgiyi tartışmak gerektiği, yararlı ve zararlı yanları anlatılmalı. Bunu yaparken, eleştirmeden, azarlamadan, yasaklamadan, tehdit etmeden, rüşvet vermeden, söylenmeden, karşılıklı konuşmak en iyisi. Aile güvenliği yazılımı kullanın. Çocuğunuzun internette şiddete, müstehcenliğe veya benzer olumsuz uyaranlara maruz kalmaması için, öncelikle internet erişimi için gerekli filtreleme programlarının bilgisayarda olmasını sağlamalısınız. Güvenlik sorunu göz ardı edilmemeli. Yapılan çalışmalarda çocukların internette tanıştıkları çeşitli gruplardan daha kolay etkilendikleri görülmektedir. Faydalı yazılımlar satın alınmadan çocuklar internette vakit geçirmemeli. Çocuklar bilgisayarla 8-9 yaşına kadar yani beyin gelişimi açısından somut döneme geçene kadar mümkünse tanıştırılmamalı, değilse de oldukça sınırlı olmalı. Diğer yaşlarda da hafta içi yarım saati hafta sonu bir buçuk saati geçmemeli Aile bireylerinin birlikte katılabilecekleri geziler, sosyal, sportif etkinlikler, çeşitli hobiler, kitap okuma alışkanlığı, aileyle ilgili çeşitli görev ve sorumluluklar da çocuğu kolaylıkla bilgisayardan uzaklaştırır. Ebeveynler çocukları farklı etkinliklere yönlendirebilmeli. Birlikte eğlenmek için fırsatlar oluşturulmalı. Aileler çocuklarına zaman ayırmalı, sorunları ile eleştirmeden ilgilenmeli. Ayrıca İçişleri Bakanlığı Araştırma ve Etütler Merkezi tarafından hazırlanan “İnternet ve Bilinçli Kullanımı” kitapçığını ve makalelerini okumanız yararlı olacaktır.
-------------------------------------------------------------------------
15.HAFTA
GÜLÜMSE... ÇÜNKÜ:
*Bir gülümseme; sevginin anahtarıdır.
*Bir gülümseme; sıcacık bir etki bırakır.
*Bir gülümseme; kalpleri yumuşatır.
*Bir gülümseme; ilişkileri sağlamlaştıran köprüdür.
*Bir gülümseme; bir an sürer, etkisi ömür boyu yaşanır.
*Bir gülümseme; vereni fakirleştirmeden, alanı zenginleştirir.
*Bir gülümseme; olumlu bakış açısını beraberinde getirir.
*Bir gülümseme; yorgun olan insanı dinlendirir.
*Bir gülümseme; ümitsiz olana neşe ve hayat verir.
*Bir gülümseme; karanlık bir çehreyi aydınlatabilir.
*Bir gülümseme; satın alınmaz, rica ile elde edilemez.
*Bir gülümseme; anlaşmazlıkların en kestirme ve en basit çözümüdür.
*Bir gülümseme; ona ihtiyacı olanlara ilaç gibi gelir.
*Bir gülümseme; farkında olamadıklarımızın farkına vardırır.
*Bir gülümseme; bazen bir hayat kurtarır.
*Bir gülümseme; bazen gülümseyemeyeni gülümsetir.
*Bir gülümseme; hava gibi, su gibi temel ihtiyaçtır.
Gülümsemek.. Her insanin suratına yakışan ifade.
Gülümsemek.. Kişinin kendisini ve çevresindekileri kaplayan güzellik halkası.
Gülümsemek.. Kişinin içindeki pozitif enerjinin, umudun, huzurun en güzel dışa vurumu.
Gülümsemek.. Gözbebeklerinde olduğunda karşısındakinin yüreğini uçurtma yapar..
Gülümsemek..Yeryüzünde bir insandan istenebilecek en güzel şey.
E hadi o zaman, ne duruyorsunuz? Gülümseyin biraz…
YÜZÜNÜZDEN GÜLÜMSEME EKSİK OLMASIN..
-------------------------------------------------------------------------
16.HAFTA
MUTLULUK REÇETESİ: İnsanlar bana hep "mutlu olmanın yollarını" sorar, hani neredeyse bir reçete isterler. Genel geçer bir mutluluk reçetesinin imkansızlığını anlatmaya çalıştığımda da, onları önemsemediğimi düşünüp kızarlar. Baskılara dayanamıyor ve bazı basit kuralları reçeteleştiriyorum, işte sizin için: 1."Sadece kendi davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz, diğerlerinin değil" gerçeğini, tartışmasız kabul edin. 2.Kimse size istemediğiniz bir şeyi yaptıramaz, sizin de diğerlerine yaptıramayacağınız gibi. Başkalarını kontrol etme isteğini ve bu istek için harcadığınız enerjiyi kendinize yönelttiğinizde, yapabilme gücünüz ve özgürlüğünüz artar; ancak özgürlüğün de bir bedeli olduğunu unutmayın. 3.Özgürlüğünüze ait istekleriniz, diğerlerinin hak alanına girdiğinde, çatışma olur. Bu yüzden isteklerinizin, diğer kişinin hangi alanına girdiğine ve ne anlam ifade ettiğine dikkat edin. 4.Ne kadar büyük ve acı verici olursa olsun, sorunu kabul edip, yüzleşin. Üzüntüyü çekmeden, çözüm üretip güçlenmeniz mümkün değildir. 5.Geçmişe saplanıp kalmayın; değiştiremeyecekleriniz için yanıp yakılmak faydasızdır. Şu andan sonrasına etki edebileceğinizi fark edin. Hatalarınızı ve nedenlerini bulup, yolunuza devam edin. 6.Sevgi, huzur, paylaşım, gevşeme gibi ihtiyaçlarınızı küçümsemeyin. 7.Esneme ve uyum yeteneklerinizi geliştirin. Katı prensipleri olmak kişiyi yorar. 8.Hareket alanınızı geniş tutun. Birey olma haklarınızı kullanacağınız alanın büyüklüğü, kendinize duyduğunuz güveni artıracaktır. Uğraşlar, hobiler, farklı arkadaşlar, bakış alanınızı genişleteceği gibi, kişisel gücünüzün artmasına etki edecektir. 9. Korkularınızı kontrol altına alın. 10. Olumsuzluklar yerine olumluları görmeye gayret edin. Unutmayın, GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR, GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATINDAN LEZZET ALIR..
-------------------------------------------------------------------------
17.HAFTA
KARNE HAFTASI- 1.DÖNEM SONU
TATİL GELDİ, HOŞ GELDİ!! Yarıyıl tatili; öğrenciler için soluk alma, dinlenme ve ikinci döneme hazırlanma adına çok önemli bir fırsat niteliğinde. Peki tatil nasıl en verimli şekilde değerlendirilebilir? Öncelikle bir aile toplantısı düzenleyerek başlanmalı. Toplantıda tatilin nasıl geçirilebileceği ailenin tüm üyelerinin fikirleri alınarak planlanmalı. Böylece kendi fikirlerinin de sorulduğu bir tatil programına uymak öğrenciler için hem zevkli hale gelecek hem de fikrinin sorulması özgüvenini ve üretken düşünce yapısını geliştirecektir. Ayrıca neyi, ne zaman yapması gerektiği planlanmış öğrencinin programının sorumluluğu da kendine verilerek sorumluluk bilinci artırılmalı. Ebeveynler sürekli ders çalış demek yerine programın uygulanması konusunda çocuğa destek vermeli, yardımcı olmalı, takip etmeli fakat müdahale etmemeli, baskı uygulamamalı. Programda çocuğun emeği olursa planı baştan sahiplenecek, uygulamasının neden gerekli olduğu ve kendisine getireceği faydaları kavratılırsa zorlanmadan yerine getirmeye çalışacaktır. Bu program içerisinde eğlenceye, gezmeye, oynamaya ve dönem içerisinde işlenen derslerin genel bir tekrarına ve eksikleri gidermeye yer verilmelidir. Hangi kitapların tatil sonuna kadar biteceğine dair hedef belirlenmeli. Ayrıca alınan karnenin bir “ara karne” olduğunu ve “telafi şansının” olduğu yönünde çocuklar desteklenmeli. Çocuğun dönem boyunca sergilediği performans diğer çocuklarla karşılaştırılıp kıyaslanmamalıdır. Yetenek, ilgi ve beceri olarak bakıldığında her çocuğun kendine özgü özellikleri olduğu unutulmamalıdır. Karne sorumluluğu sadece çocuğa ait değildir. Aile karnede çocuğun eksiklik ya da başarısı kadar kendi notunu da irdelemelidir. Karnede yer alan düşük notların nelerden kaynaklanmış olabileceği yapıcı bir dille konuşularak tespit edilmeli ve ikinci dönemde düzeltme adına neler yapılabileceği de planda yer almalıdır. Ara dönem, ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte vakit geçirmeleri için çok iyi bir fırsattır. Tatil, aile üyelerinin birbirlerini daha iyi tanıması, anlaması için değerlendirilmelidir. HUZUR DOLU BİR TATİL GEÇİRMENİZ TEMENNİSİYLE..
|